18 Şubat 2017 Cumartesi

Cano




Merhaba, 

Ben Cano... İpeksi'nin canlarından biriyim. Hepimizi ayrı ayrı çok sever ama Paşa ile ben apayrıyım, biliyorum.


İpeksi ile karşılaşalı sanırım 2 sene kadar oldu. Belediye'nin arabası beni barınaktan alıp bir otobüs durağına bıraktı. Bir kaç gündür oradaydım ve bir kadın gelip arkadaşlarımı sevip, onlarla bir yerlere gidip gidiyordu.

Sonra o gün beni de çağırdı. Önce anlamaya çalışarak başımı sağa sola eğerek ona baktım, "Gel kızım hadi" dedi, tekrar dedi... Yanında 2 köpek daha vardı. Hadi gideyim bakayım ne olacak dedim kendi kendime... 

Aaahhh... Bu arada söylemeyi unuttum, ben bir tiger pitbull'um. Koyu kahverengi üzerine kaplan desenli bir pitbull'um yani. Nedendir anlamadığım bir şekilde insanlar benden korkuyor. Oysa hayal meyal hatırlayabildiğim kadarıyla beni çok çok severek büyütmüş bir ailem vardı. Çip bile taktırmışlardı bana kaybolmayayım diye. Ama sonra neler oldu hiç bilemiyorum, bugün sokaklarda yaşayan bir canım işte bende. 4 yaşıma gelmek üzereyim. Bunun 2 senesi İpeksi ile birlikte geçti. Ben ona sevap kazansın diye gönderildim herhalde. O da hiç bir fırsatı kaçırmadı.

Biraz karışık yazıyor olabilirim, ama ben bir köpeğim ve bu da ilk yazma deneyimim. İdare edin lütfen...

Biz o gün ve ondan sonra İpeksi'nin geldiği her gün birlikte yürüdük. İpeksi bizi ormanın içinde öyle yerlere götürüyordu ki... İnsanlardan tamamen uzakta, istediğimiz gibi koşup oynayabileceğimiz, kimseyi korkutmaktan korkmadığımız, derelere, göllere girip birbirimize sular atabildiğimiz, kısacası köpekliğimizi dibine kadar yaşayabildiğimiz yerler. Hala haftada en azından 1-2 kere ormana götürür bizi. 

Hayat güzel güzel giderken bana bir şeyler olmaya başladı. Gözlerim flu görüyordu. Gün geçtikçe daha az görebiliyordum. İpeksi aşağıya indiğinde anahtarını şıkırdatır ve biz hepimiz ona doğru deliler gibi koşarız. Ben artık İpeksi'yi görmeden sadece sese doğru gitmeye çalışıyordum. Bazen yanlışlıkla başka insanlara koşup onları korkutuyordum yanlışlıkla. Yine belediye arabası geldi ve beni yine barınağa götürdü. Sonradan anladığım kadarıyla İpeksi aramış onları. Beni iki kişilik bir odaya koydular. Ben zaten sakin bir hayvanım. Diğer arkadaşlarım da iyi kötü benim ne kadar güçlü olduğumu ayırt edebildikleri için pek bulaşmazlar bana. En fazla 1 kere :) 

15 gün kadar zaman geçti. Oradaki veteriner abla bana bir sürü damlalar damlattı, ilaçlar uyguladı. Ama gözlerim düzelmedi. Her iki gözümün de üst yüzeyi Game of Thrones'daki White Walkers'ın gözleri gibi tamamen masmavi oldu. İpeksi beni defalarca ziyarete geldi, sonunda da arabayla aldı barınaktan. Hayatımın en rahatlatıcı, en mutlu yolculuklarından biriydi. 

Veteriner abla başka bir veteriner önermiş, ertesi gün ona gittik. Türkiye'nin ilk ve tek göz konusunda uzmanlaşmış veterineriymiş Murat Şaroğlu. Benden kan aldılar, daha doğrusu almaya çalıştılar. Neredeyse pembeye yakın su gibi bir şey çıktı kan yerine. Barınakta kan tahlili yapamadıkları için anlayamamışlar bana ne olduğunu, meğerse keneden kan hastalığı kapmışım. Bir deri bir kemik kalmıştım zaten. Doktor abi bir ilaçlar yazdı, günde 5 kere almam lazımmış. 

Hastalığıma rağmen çok mutlu olduğum bir dönemdi, çünkü İpeksi sürekli aşağı gelmek zorundaydı :) Her geldiğinde de bana sosis falan bir şeyler yediriyordu. Sonunda iyileştim. İpeksi'yi çok öptüm, yüzünü gözünü yaladım, her gördüğümde üstüne zıpladım. Bazen kızdı bana üzerini kirletiyorum diye ama kızması bile kızma gibi değil ki... Ben de daha çok yüz bulup, daha çok zıpladım üstüne.

Daha bir sürü maceralarımız var İpeksi ile, hepsini anlatacağım tek tek... 


Bu da süpriz video size 




21 Ocak 2017 Cumartesi

Ney - Gün 5

Keyfim çok yerinde. Bugün neredeyse bütün gün İpeksi ile birlikte yattık. O da biraz hastaydı. Bütün günü yatakta geçirdik. 

Sabahları tavuk yiyorum. Kuru mamam zaten hep var. Ne yese bana da ikram ediyor. Açık büfe tatil köyü hayatı yaşıyorum. 

Akşam olmaya başlayınca oyun vakti geliyor. İpeksi'nin evini dağıtıyorum biraz. Her yerde alüminyum folyodan yapılma küçük toplarım var. Tırnaklarımı da süngerde biliyorum. Çok bileyliyor sayılmaz aslında ama o kopan ufak ufak parçaları çok seviyorum. 

Henüz karnım belli olmaya başlamadı. Çok heyecanlıyım ne kadar sürecek acaba onları hissetmem. 

20 Ocak 2017 Cuma

Ney - Gün 4



Merhaba,

Ben Ney.

İstanbul karlar altındayken geldim ben bu eve. Aslında önce Eyüp'ün konteynırına yerleştim. Havalar iyice soğuyunca eve transfer oldum.

Sonrasında olay "Dur, ben bi kıçıma yer edeyim... Gör bak sana neler edeyim..." minvalinde gelişti. Eve girip rahatı, sıcağı, bol sevgiyi ve yemeği bulunca bana bir haller olmaya başladı. Sürekli bir mırlamalar, sevgi dilenmeler, popomu havaya dikip gezmeler... Mart Öncesi Sendrom diyorum ben buna, hani sizin PMS gibi bir şey işte.

Bu benim insanlar neyse ki daha önce bir sürü kedi bakmışlar, durumuma çabuk uyandılar. Bir kaç gün evin içinde zeytinyağına batırılmış kulak temizleme çubukları ile falan idare etmeye çalıştık ama olmadı. Doğa beni çağırıyordu. Hop yine indik konteynıra. Uzakta da değil ha, iki bina yan tarafta.

Ben üç gün kayboldum ortadan. Ne geceler, ne alemler yaptım... Arada bir de konteynıra dönüp besleniyordum rahat rahat. Yavaş yavaş İpeksi'lerin evine doğru gidiyordum. Yan apartmanın önünde otururken İpeksi gelip kaptı beni, şimdi yine evdeyiz.

Günlerim güzel geçiyor. Karnımın içinde mini mini şeyler büyütüyorum sanırım. Henüz vücudumda fazla bir değişiklik hissetmeye başlamadım. Ama hesaplarıma göre bugün hamileliğimin dördüncü günü. Bundan sonra her gün bir resimle tüm bu süreci sizle paylaşacağım. 


Biz Kimiz?





Bizler İpeksi'nin arkadaşlarıyız. Onun müsaadesiyle blogunun bir kısmını ele geçirdik. 

Bundan sonra bizlerin hikayelerini, başımızdan geçenleri okuyacaksınız burada...

Bizler; Paşa, Cano, Dansöz, Zeytin, Ney, Asya ve yolu Bahçeköy'den veya İpeksi'nin hayatından geçenleriz...